Showing posts with label ilham verenler. Show all posts
Showing posts with label ilham verenler. Show all posts

Friday, November 19, 2010

Bir oğulun ardından...

İki yıl kadar önce ilk blog yazımı yazdığımda, bu işin bana yepyeni dünyalar açacağından hayatıma yepyeni insanlar sokacağından kesinlikle habersizdim..Yepyeni dostlar edindim, kimileri zaman içinde sanaldan gerçeğe de dönüştü. Dünyanın diğer uclarından farklı ve özel, harika insanlar tanıdım..Kimileriyle iletişim kursam da, kimilerini sessizce takip ettim, onlardan çok şey öğrendim..Avusturalya'dan Verandah House blogunu yazan Judy'de sessizce takip ettiklerimden, dekorasyon zevkine hayran olduklarımdan...

Üç ay kadar önce yazdığı bir yazıda 17 yaşındaki oğlu Nate'in feci bir trafik kazası geçirip, bitkisel hayatta hastanede olduğunu yazdı. Nate feci şekilde yanmış olsa da, koma sonrası hayatı bilinmezlerle dolu olsa da, Nate'in tekrar aralarına döneceğinden emindi Judy. Umudunu korudu, blogunu takip edenlere korkularını hissettirmedi, ve hayata sıkı sıkı tutundu...



Dün yazdığı yazısında, 3 ay ve 19 ameliyat sonrası sevgili oğlu Nate'i üç gün önce toprağa verdiklerini yazmıştı. Yazdıklarında derin üzüntüsü kadar Nate'in çektiği tüm acıların bitmesinden dolayı hissettiği huzuru da hissettim. Ve sonunda herkese bir kaç mesajı vardı. Aslında hiçbiri yeni değil, hep bildiğimiz ama hep unuttuğumuz şeyler...

  • Her gününüzü sanki son gününüzmüş gibi yaşayın. Ne zaman sıranın size geleceğini bilemezsiniz..
  • İyi olun ve bonkörce verin ( karşılığında her zaman bunları alamasanız da)
  • Küçük şeylere üzülmeyi bırakın, kendinize ''o kadar önemli mi?'' diye sormayı unutmayın.
  • Para ve sahip olduklarımız önemsizdir, önemli olanlar arkadaşlarımızın ve ailemizin sevgisidir.
  • Ailenizin her fırsatta bir sürü fotoğrafını / filmini çekin.
  • Sürekli kendilerinin diğerlerinden daha iyi olduğu ile övünen insanlar, aslında desteğimize ve yüreklendirmemize ihtiyacı olan kederli insanlardır.
  • Yemek her akşam ailecek masada yenmeli. O anlar, bir aile olarak geçirebileceğimiz en özel zamanlar ve sevgiyle hatırlanacak anılar olacaktır.
  • Ve sonunda öğrendiğim en önemli şey affetmek oldu.Bundan sonra önemli olan benim. Artık eskisi kadar çok çalışmayacağım,oyun oynamaya daha fazla zaman ayıracağım. İç huzurumu meditasyon yoluyla bulmak istiyorum ve hepsinden önemlisi tüm zamanımı benim için önemli olan insanlarla geçireceğim..
Canımızın bir parçasını kaybetmeden, tüm bunları anımsamak ve yaşamak....Zor ama denemeli derim..

Thursday, September 30, 2010

Hera

Internette takip ettiğim yazarlardan biri sevgili köpeğini  ''O benim Zen Ustam'' diye anlatıyordu. Bizim minik Zen Ustamız da bir yıldan fazla bir süredir bizimle yaşamaya devam ediyor.. Yaptığı tüm yaramazlıklar düşünülürse O'na Zen Ustası demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama....

Gün içinde onu izlerken, aslında hayatla başa çıkmak için bize ne kadar çok öğreteceği şey olduğunu düşünmeden edemiyorum. Yemek yiyor, oynuyor, uyuyor, bahçedeki çimlerin üzerine uzanıp uzun uzun manzarayı seyrediyor. Daha da önemlisi hiç bir zaman ne geçmişi düşünüyor, ne de geleceği, sadece şimdiki zamanda ve burada. Bizlere ve kendi küçük dünyasındaki diğer insanlara karşılıksız verdiği sevgi ise sonsuz..

Herkez için çok kolay değil biliyorum ama umarım bir gün sizinde bir Zen Ustanız olur...

Sunday, August 29, 2010

Zaman

Dün hiçbirşeye yetişemediğim için kendi kendime şikayet edip dururken, internette aşağıdaki sözler karşıma çıkıverdi. Sonuç: Anında sızlanmayı kestim...

''Sakın hiçbir şeye zaman bulamıyorum demeyin. Pasteur, Michelangelo, Rahibe Teresa, Leonardo Da Vinci, Thomas Jefferson ve Albert Einstein'a bir günde verilen saatlerin sayısı, size verilenle tıpatıp aynı''
H.Jackson Brown

Tuesday, June 2, 2009

Ruhsal Form

Aşağıdaki satırları Tara Brack'ın San Francisco Zen Center'da yaptığı bir konuşmada duydum, inanılmaz sevdim ve hemen tercüme ettim...


EĞER güne kafein ya da mide ilacı almadan başlayabiliyorsanız,


EĞER ağrılarınızı sızılarınızı dikkate almayıp neşeli olabiliyorsanız,


EĞER sürekli şikayet ederek dertlerinizle insanları sıkmamayı becerebiliyorsanız,


EĞERsevdiğiniz insanlar size zaman ayıramayacak kadar meşgul olduğunda onları anlayabiliyorsanız,


EĞER bir şeyler yanlış gittiğinde, hiç suçunuz yokken, insanlar size yüklendiğimde, onları görmezden gelebiliyorsanız,


EĞER size yöneltilen suçlamalara ve eleştirilere gücenmiyorsanız,


EĞER dünyanızda yalana ve hileye yer yoksa,


EĞER stresinizi tıbbi yardım almadan yenebiliyorsanız,


EĞER alkol almadan rahatlıyabiliyorsanız,


EĞER ilaçların yardımı olmadan uyuyabiliyorsanız,






O zaman muhtemelen siz bir köpeksiniz:)))



İnsan olmak aslında çok zor değil mi??

Wednesday, February 18, 2009

Nihat Akkaraca

O bana ilham veren insanlardan biriydi. Evet usta bir yazardı, tarihçiydi, araştırmacıydı, yazmaya , biriktirmeye, öğrenmeye doyamıyordu. Datça'ya harika bir kitap armağan etmişti, bir ikincisi ise neredeyse tamamlanmak üzereydi. Üstelik 77 yaşındaydı. Eğer o yaşlara ulaşabilirsem, benim de tamı tamamına yapmak istediklerim bunlardı.




Ama ilham verdiği konu bambaşka birşeydi. Etrafıma bakındığımda nice yaşlılar görüyorum kapıları kırk yılda bir çalınan. Gözlerinde derin bir hüzün kalan günleri tek tek sayan. Ama Nihat Abi ve sevgili eşi Emel Abla öylemiydi...Dünyanın dört bir köşesinden tanıdık tanımadık ateş böcekleri gibi uçuşur, kapılarını çalardık. Sıcacık bir hoşgeldinle karşılanır, tadına doyulmaz sohbetler yapardık. Dolu dolu, sevgiyle, saygıyla, bilgelikle vede zariflikle yaşanmış bir hayatın bir ödülüydü sanırım bu.


Acaba o yaşlara gelince kaçımızın kapısını kaç kişi çalacak? Seni çok özleyeceğiz Nihat Abi...

O'nu tanımak isterseniz www.nihatakkaraca.blogspot.com da


Wednesday, December 24, 2008

Grady Bankhead

Hayata dair, bazen öyle ummadık yerlerden veya kişilerden ilham alırız ki,kendimize de şaşarız, hayata da. Grady Bankhead, Amerika’nın Alabama eyaletinde, ömür boyu hapse mahkum olmuş, iri yarı zenci bir Amerikalı.



5 yaşındayken, bir gün annesi 3 yaşındaki kardeşi Danny ve ona en güzel giysilerini giydirir. Araba ile şehir dışına çıktıktan sonra, iki kardeşi kırlık bir bölgede terkedilmiş bir evin varendasına bırakarak kendisini beklemelerini ister. İki kardeş bütün gece beklerler, sabah olunca bir su birikintisinin içinde buldukları ölü bir kuşu yemeğe çalışırlar. Çocukların bulunması birkaç gün sürer. Kalbi zayıf olan Danny, bu olaydan kısa bir süre sonra ölür. Grady yıllarca kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutar. Annesini bir daha görmesi ise yıllar sonrası olur. O sırada idam mahkumları için hazırlanan özel bir tesiste idam sırasının gelmesini beklemektedir.

8 yıl idam günü bekledikten sonra, dava aşamasındaki bir detay nedeni ile cezası af şansı olmaksızın ömür boyu hapise çevrilir. Suçu, silahlı bir soygun sırasında, tetiği çeken o olmamasına rağmen, cinayete iştiraktir.

Ben, Grady’i Dhamma Kardeşleri adlı, hapisanede verilen meditasyon eğitimlerini konu alan bir belgeselde izledim. ‘ Burası benim evim, gidecek başka yerim yok. Yaşamımdan, yaşadığım yerden memnun değildim. Evimin güzel ve huzurlu olmasını istiyordum. Bir şeyler yapmam gerekiyordu ama anladım ki, çevremi değiştirmeden önce kendimi değiştirmem gerekiyordu ve meditasyon yapmak, bu değişimi yapmama yardımcı oldu’ diyordu.

Hangimiz zaman zaman, hayatımızdan, sorumluluklarımızdan şikayet edip, kaçıp gitme, yepyeni bir hayata başlama fantazileri kurmuyoruz ki.. Gerçek hayatta , kaçıp gidip yepyeni bir hayata başlamak olasılığı olmadığı içinde , çoğu kez şikayet edip mutsuzluğumuza mutsuzluk katarak yaşayıp gidiyoruz. Oysa çoğumuzun hayal bile edemediği bir hayatı yaşamış ve 20 yıldır da evi hapishane olan Grady’nin dediği gibi, tüm bunların çaresi kendimizi değiştirmekten geçiyor. Çok mu zor? Evet, ama istedikten sonra imkansız değil.

Birkaç yıl önce Grady’nin kızıda bir cinayete kurban gider. Bir yandan kızının yasını tutarken, bir yandan da avukatını arayarak, idam cezasına çarptırılan suçluya yardım etmesini ister.

O bunları anlatırken, ben ekrandan bana yansıyan son derece huzurlu ve kendisi ile barışık bu ‘azılı’ suçluyu hayranlıkla seyrediyordum. O ise ‘ hiçbir şey kalıcı değildir, her şey değişir, sakin olun, ne yaşadığınızı anlayın, kabul edin, geçip gitmesine izin verin ve hayatınıza devam edin’ diyordu.

Kaynak: Belgesel- Dhamma Brothers, direktör : Jenny Philips

Fotoğraf: imdb.com