Showing posts with label tatil. Show all posts
Showing posts with label tatil. Show all posts

Friday, September 4, 2009

Yaz Bitti...

Evet yaz bitti..Yine İstanbul'dayız. 2,5 ay huzurlu maviliklerde yaşadıktan sonra, İstanbul'a alışmak insana zor geliyor. Ama İstanbul bu hemen insanın kanını kaynatmaya başlayıverir. Döndüğümüzden beri yerleşmeye çalışıyorum, keyifle çantalarımı açıp, yaz'ın anılarını buralara yerleştirmeye çalışıyorum. İşte harika 2009 yazından çantamdan çıkanlar ve aklımda kalanlar...ÇANTAMDAN ÇIKANLAR
  1. Litrelerce organik zeytinyağı
  2. Tabiki badem, kabuklu olanlar kış dekorasyonu için
  3. Yüzlerce fotoğraf
  4. Yeşil mandalina
  5. Nihat Abi'nin yeni kitabı
  6. Güneşte kurutulmuş domatesler, naneler, biberiyeler
  7. Sahilden toplanmış deniz kabukları, taşlar, camlar
  8. iki harika yağlı boya tablo
  9. Yeni favorim organik limon ve zencefilli marmelat
  10. Sonunda nihayet yeniden üretilen kara incir sirkesi

AKLIMDA KALANLAR

  1. Datça'nın mavi denizi
  2. Güneş altında kahkahalar
  3. Sevgili ile kumsalda uzun yürüyüşler
  4. Dalgaların sesi ile uyanılan sabahlar
  5. Dolunay geceleri sevgili ile çatıda içilen şaraplar
  6. Arkadaşlarla, dostlarla, aile ile yenen uzun akşam yemekleri
  7. Sahilde tembel zamanlar ve yanmalar
  8. Bodrum, Kuşadası, Fethiye ve çevresine yapılan kısa yolculuklar
  9. Hayat işte böyle geçmeli denilen anlar..
  10. Elde kitap, usulca uykuya yenik düşülen sıcak öğleden sonraları..

Tuesday, June 30, 2009

Datça günleri..

Önce gidiş hazırlıkları, sonrada buraya geldikten sonra yerleşme telaşı derken, blogumu bayağı ihmal etmiş görünüyorum, ama tabi bu demek değil ki hayatımın en güzel yılını yaşamaya devam etmiyorum..

Datça'ya küçük bir valiz kıyafet ama çantalar dolusu okunacak kitap, yazılacak, boyanacak defterler ve kafamda binbir tane proje ile geldim...Ama şimdilik hepsi duruyor. Önce büyük şehirdeki yaşamın yorduğu bedenimi ve ruhumu dinlendirmem lazım. Şimdilik hiç bir şey yapmadan sahil kenarında saatler geçiriyorum, sabahları dalgaların sesi ile uyanıp meditasyon yapmalıyım diyorum. Ama sonra zaten en güzel meditasyon anında olduğumu farkedip, kendimi denizin sesinin huzurlu gelgitlerine bırakıyorum..

Geldiğimden beri tek bir kitabı elimde evirip çeviriyorum. Muhteşem Anne Morrow Lindbergh'in 50 küsür yıl önce yazdığı küçücük kitabı. 'Gift From the Sea - Deniz'den Hediye' Kitabı aldığım 1999 yılından beri, her yaz en az bir kez okuduğum bir kitap. Yıllar içinde benim için adeta tatile başlangıç ritüeli haline geldi bu klasik kitabı okumak. Sonrasında onlarca kişisel - ruhsal gelişim kitabı okudum ama bu küçücük kitabın naif ve basit cümlelerle dolu sayfaları her zaman için en sevdiğim olarak kaldı.. Anne'in Sahil kenarında bulduğu deniz kabuklarında hayatının, hayatımın izlerini sürmeyi en güzel alışkanlıklarımdan biri haline getirdim...

Kitabın başlarında Anne'de benim gibi. Her gün solmuş hasır çantama kitaplar, temiz kağıtlar, uzun zamandır cevaplamayı ihmal ettiğim mektuplar ( e-mail'lerin olmadığı o güzel zamanlar), yeni açılmış kurşun kalemler, listeler ve iyi niyetleri doldurup deniz kenarına iniyorum diyor.. Ama sonra deniz kenarının büyülü huzuruna, yorgun bedenini ve huzursuz ruhunu teslim etmekten başka bir şey yapamıyor ilk hafta. Merak etmeyin diye ekliyor hemen arkasından... 'İkinci haftanın ilk günlerinden birinde, zihniniz uyanacak, yeniden hayata dönecek, yine onun bunun peşine takılıp sürüklenmeye, ve sahildeki dalgalar gibi oyun oynamaya başlayacak...' Sonrasında da deniz kenarında kimbilir ne hazineler bulacaksınız diye bitiriyor paragrafını..

Ben henüz daha ilk haftadayım, ikinci haftada bulunmaya başlaması olası hazinelerimi tabi ki sizlerle paylaşmaya devam edeceğim...