Sunday, March 29, 2009

2009 hedeflerim..


2009'un ilk üç ayını bitirmeye yaklaştığımız şu günlerde, yılın ilk günlerinde kendinize koyduğunuz hedefler ne durumda? Yoksa aldığınız kararları hatırlamıyormusunuz bile? Benimkilerde şimdilik pek bir gelişme yok...


2009'u hayatımın en güzel yılı yapmak için çıktığım yolculukta, yaşadığım her an'ı farkında olarak yaşamaya çalışıyorum. Geçmişe hüzünlenmeyi bir süre önce bıraktım, ama gelecekten beklentilerimi ya da endişelerimi henüz daha dizginleyemiyorum. Dolayısıyla bu yılın başında kendime koyduğum ve 2009 defterime tek tek kaydettiğim hedefler ve istekler başta an'ı yaşamakla çelişiyor gibi gelse de, aslında yaşamak istediğim hayat için bana bir çeşit harita görevi görüyorlar. Kendimi kötü hissettiğim, kaybolduğum günler o haritaya bakmak, beni yine yerli yerine oturtuyor.


Kim yapmış, nasıl yapmış bilmiyorum ama yapılan bir araştırmaya göre insanların %52'si yıl başında aldıkları kararları gerçekleştireceklerinden emin olurken, yıl sonunda kendilerine koydukları hedefleri gerçekleştirenlerin oranı ise sadece %12 imiş. Erkeklerde başarı oranı net ve ölçülebilir hedefler koyduklarında %22, kadınlarda ise eşe, dosta, arkadaşlara, aile'ye duyurulduğunda %10 daha artıyormuş.


Her neyse işte ilk 3 aylık bilançom:


  • 17 : hedef sayısı

  • 1: gerçekleşti

  • 1: birkaç haftaya tamamdır

  • 7: gayet iyi gidiyor

  • 2: üzerinde kesinlikle çalışmam gerekiyor

  • 5: şimdilik sadece üzerlerinde düşünüyor, hayal kuruyor, ön çalışmalarını yapıyorum.

  • 1: kesinlikle vahim durumda.

Buradan eşe dosta ilan edeyim belki bir faydası olur. Son sıradaki hedefim, yılbaşındaki 70 olan kilomu, sağlıklı beslenerek, spor yaparak ve kesinlikle diet yapmayarak yıllar boyunca standart kilom olan 63'e indirmekti. Ama her ne halse şu anda tam 72 kiloyum!!!!

Fotoğraf: Van - Akdamar adası

Wednesday, March 25, 2009

Kış'dan Bahar'a

Bir tomurcuğun içine sıkışıp kalmanın, çiçek açmanın riskinden daha acı verici olduğu o gün işte geldi. - Anais Nin

Günlerdir tomurcuğumun içinden kafamı uzatıp uzatıp bakıyorum, bahar gelmiş mi diye. Bazen güneşe aldanıyorum, bazen de üşüyüp hemen içeri kaçıyorum.

Kış ayları içime döndüğüm aylardır. Bir battaniyenin altında, elimde sıcacık bir bardak çay, hemen yanımda da kitaplarımla otururken, dışarıdaki soğuk hava, karanlık ve kısacık günler beni yavaş yavaş kendi içime doğru huzurlu bir yolculuğa çıkarır. İşte o aylarda düşünürüm, tartarım,hayal kurarım, kimi zamanda acımasızca yargılarım. Ama hepsinden önemlisi ruhumu besler ve biriktirmeye başlarım.

Bu kış da, mumların yandığı, hafif tarçınlı tütsü kokularının evin her tarafında dolandığı akşamlarda, dışarda yağan yağmurun sesiyle, camlara vuran görüntüsüyle uzun yolculuklara çıktım. Kiminde çok tanıdık bildik görüntülerle karşılaştım, kiminde ise yabancı ve çoğu kezde anlamlandıramadığım.

Bu ayların dinlendirici rehavetine kapılmış giderken, bir gün eve koca bir demet nergislerle dönüverdim. İşte o zaman fark ettim ki, artık çiçeklenip dışarı açılmanın, resmen kışı bitirmenin zamanı gelmiş.

Uzun zamandır hayal edilmiş ve artık yollarına düşme zamanı gelmiş bir ülke, yazılacak yazılar, aranacak arkadaşlar, ilkbahar güneşinin altında geçirilecek aylak saatler, ağaçlardaki çiçekler, sokaklardaki yavru kediler, gökyüzünde yavaş yavaş uçuşan beyaz bulutlar, yeni kokular, yeni tatlar, yeni heyecanlar, ve 'an' lar hepsi beni bekliyor.

Ve artık resmen ilan ediyorum: BENİM BAHARIM GELDİ.....

Monday, March 16, 2009

Pembe'nin peşinde....

Ruhum daha tam kış mevsiminin keyiflerini yaşayamadan, sindiremeden, bahar gelmeye başladı. Hala bembeyaz karlı bir günün hayalini kurmaya devam etsem de, pembe'nin peşine düştüm.

Keri Smith, http://www.kerismith.com/ da yazılarını ve eserlerini sürekli takip ettiğim, çok farklı bir duruşu olan Kanadalı bir sanatçı. En sevdiğim çalışmaları, kimi zaman sokaktan, kimi zaman da evinin herhangi bir odasından topladığı ilgili ilgisiz bir dolu nesne ile yaptığı kolajlar.

İşte bende Keri Smith'den aldığım ilhamla yağmurlu bir günde, evden postaneye gidiş geliş toplam 20 dakika süresince pembe'nin peşine düştüm.

İlk beş dakika neredeyse hiç pembe renk göremedim. Ancak bir süre sonra konsantre olunca, zihnimdeki sürekli zıpır zıpır zıplayan maymunları sakinleştirince, hepsi birer birer ortaya çıkmaya başladılar. Topladıklarımdan bende yukarıdaki foto kolajı yaptım. Alel acele halledilip hemen eve dönülmesi gereken bir işte bir anda keyifli bir avcılığa dönüştü.

Sanırım bir süre daha bu foto kolaj çalışmalarına farklı renkler, farklı objelerle devam edeceğim. Algılarımı keskinleştirip, an'da olup, farkında olmayı öğretiyor bana..

Saturday, March 14, 2009

Hayatı dolu dolu yaşamak için 10 İpucu

Yıllardır iflah olmaz bir not alıcıyımdır. Renkli kalemlerim ve küçük defterlerim çantamın ayrılmaz parçalarıdır ve içinde bir damlacık bile olsa bilgelik kokan ve ruhuma iyi gelen her satırı keyifle not ederim. İşte bir zamanlar yeşil bir kalem ile not aldığım ipuçları...




  1. Mutluluk bir seçimdir. Bu seçimi bugün ve hergün yap

  2. Sağlıklı olmak Tanrı'nın bir armağanı değildir. Sürekli geliştirmen gereken bir alışkanlıktır.

  3. Doğa ile hep ilişkide ol. Ruhunu besleyecektir.

  4. Neler yememen gerektiğinden çok, neler yemen gerektiğini düşün.

  5. Ruhunu besle. O içindeki kuvvetin kaynağıdır.

  6. Sağlıklı ve formda bir beden yeterli değildir. Gerçek form ruh sağlığı ile de ilgilidir.

  7. Kendine gül, çünkü komiksin

  8. Kendine güven. İçgüdülerin ender olarak yanlış çıkar.

  9. Hayallerine giden yolda ilk adımı atmak için asla geç kalmış değilsin

  10. Her neye dikkatini verirsen, o gelişecektir.

Thursday, March 12, 2009

Gülümse....


Dün çok hoş bir araştırmadan haberim oldu. Düşüncelerimizin, ruh halimizin hayatımızı şekillendirdiğini burada sık sık yazıyorum. Bu konu ile ilgili olarak düşüncelerimizin bedenimizde fizyolojik değişiklikler yarattığını kanıtlayan pek çok araştırma da yapılmış. Hani çok verilen bir örnekle anlatmak gerekirse, sarı sulu bir limonu düşündüğümüzde otomatik olarak ağzımız sulanır ya işte o tarz fizyolojik değişimler.


Hepimizin bildiği gibi mutlu olduğumuz zamanlar, suratımıza kocaman bir gülüş kondurmak ne kadar kolaydır değil mi? İşte San Fransisco'daki California Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre bunun terside doğruymuş. Kendimizi kötü, mutsuz hissettiğimiz zamanlarda, zorlamayla da olsa suratımızın tam ortasına oturtacağımız bir gülümseme bir süre sonra fizyolojik olarakta kendimizi mutlu hissetmemizi sağlıyormuş.


Ben denedim, gerçekten işe yarıyor. Evet durduk yerde sırıtmaya başlamak başlarda bir hayli aptalca gelse de, ısrarla sürdürün, bir süre sonra içinizde bir şeylerin kıpırdadığını hissetmeye başlayacaksınız. Ve hoşgeldin mutluluk. Aslında mutlu olmak galiba çok kolay ve hemen yanı başımızda ama nedense biz onu hep Kaf Dağı'nın tepesinde aramaya devam ediyoruz.


Umarım bu kısa yazımı okuduktan sonra gülümsemeyi ve mutlu olmayı ihmal etmezsiniz.

Wednesday, March 4, 2009

Ruhu doyuran kitaplar (2) - Ye, Dua et, Sev


Kötü bir çeviriye ve basım hatalarına katlanabilirim derseniz, Elizabeth Gilbert'in kötü bir boşanma sonrası İtalya, Hindistan ve Bali'de çıktığı ruhsal yolculuklar sizinde ruhunuza iyi gelebilir derim. Özellikle Bali kısmını okuduktan sonra, şimdi birde Bali'ye gidip bir kaç ay orada yaşamak gibi bir hayalim oldu.
' ...İnsanların evrensel olarak mutluluğun bir şans olduğunu, talihin yeterince iyiyse bulutların arasından açan güneş gibi ortaya çıkacağını düşünmeye meyilli olduğunu söylerdi. Ama mutluluk böyle oluşmuyor. Mutluluk insanın çabalarının bir sonucu. Onun için savaşırsın, uğraşırsın, ısrar edersin ve bazen onu ararken tüm dünyayı dolaşırsın. Sana sunulan nimetlerin ortaya çıkmasında aslında seninde yorulmadan çabalaman gerekir. Ve bir kez mutluluğa ulaştığında ipleri gevşek bırakmamalısın. O mutluluk içinde suyun üzerinde kalmak için sonsuza kadar yukarıya doğru yüzmen gerekir. Bunu yapmazsan içindeki tatmin duygusu yavaşça kaybolur gider. Kendini kötü hissederken dua etmak kolaydır ama kriz bittikten sonra bile dua etmeye devam etmek bir mühürleme işlemi gibidir. Ruhunun eriştiği güzelliklere tutunmasını sağlar....'

Sunday, March 1, 2009

Mutluluk nedir ?


ya da ne değildir?


Pozitif psikolojinin babası kabul edilen Martin Seligman bu konuda oldukça kapsamlı bir araştırma yapmış. Çıkan sonuçlar çok tanıdık ve her daim hatırlanmaya değer.


Önce mutluluk ne değildir?


1) para - yaşam için gerekli minimumlar karşılandıktan sonraki extra her tutar sadece geçici bir süre doyum sağlar.


2)fiziksel çekicilik, gençlik - hayattan aldığımız doyum, tat ve takdir yıllarla birlikte artar


3)sağlık - tamamen kişiye bağlı bir konu. Kendinizi ne kadar sağlıklı hissederseniz o kadar mutlusunuz. 18 yaşında hastalık hastası olmakta var, 80'inde teşhiş edilmiş bir dolu hastalıkla bomba gibi olmakta.


4)eğitim - bazen hayat okulundan daha iyi diplomalarla mezun olunuyor.


5)iklim - hani o her daim güneşli sahil kasabalarına kaçıp gitme hayalleri var ya, işte onlarda işe yaramıyormuş.


6)ırk, cinsiyet - hepsi birbirinin aynı yok aslında birbirimizden farkımız..


Peki mutluluğa giden yollar nerelerden geçiyor ?


1)inanç - dini inanışları kuvvetli insanlar başlarına gelen negatif olaylar karşısında biraz daha sağlam durabiliyor, daha mutlu olabiliyorlarmış.


2) ilişkiler - evlilerin %40'ı mutlu iken, bu oran bekarlar ve boşanmışlar arasında sadece %20


3)Çocuklar - mutlu, sağlıklı ve güvende ve ana babaya düşkün olanları


4)Sosyal çevre - paylaştığınız, konuşabildiğiniz, dertleşebildiğiniz arkadaşlar