Sunday, December 20, 2009

Kurtlar

Eski bir kızılderili efsanesine göre içimizde birbiriyle sürekli kavga eden iki kurt yaşarmış. Yıllar boyunca amansız ve kanlı bir kavga sürermiş aralarında. Öldüresiye bir savaş...

Biri neşe ,barış, sevgi, umut, huzur,alçakgönüllülük, şefkat, bağlılık, eliaçıklık, doğrular, empati ve nezaketten oluşurken,

Diğeri kıskançlık, öfke, üzüntü, pişmanlık,açgözlülük, suçluluk, yalanlar, kibir, küstahlık, kendine acıma, kin, aşağılık duygusu, üstünlük duygusu ve ego'yu barındırırmış içinde...

Peki sonunda kim mi kazanırmış?? Hangisini beslerseniz.....

Wednesday, December 16, 2009

Masallardaki mutluluk..

Hikayeleri severmisiniz? Ben severim... Peki ya kendi kendimize anlattığımız hikayeler..


Hayat aslımda, kendimize kendimiz hakkında anlattığımız masallardan oluşmuyor mu? Bir bakın bakalım hikayeleriniz korku dolu, öcülerin cirit attığı masallardan mı oluşuyor, yoksa mutluluk dolu, huzurlu olanlarından mı?



Unutmayın mutlu olmak seçim yapmaktır.Her neye odaklanırsanız eninde sonunda ona mutlaka ulaşırsınız..



Hikayelerinizin hep mutlu sonla bitmesi dileği ile...

Friday, November 20, 2009

Önyargılar...

Uzunca süredir kendi içimde önyargılarımla hesaplaşıyorum, çoğunluklada onlar yüzünden kaçan fırsatlara ve insanlara, yitirilen huzurlu anlara yanıyorum. Bu hesaplaşma ve uzlaşma belki de ömür boyu sürecek... Tüm bunlara kafa yorarken geçen günlerin birinde Pasadena YMCA toplantısında okunan ırkçılık karşıtı bir yemin internette dikkatimi çekti. Daha çok şahıslara karşı olan önyargıları ele alsa da ben bu yemini hayatımın her alanında uygulamaya karar verdim ve günlük defterime koca koca harflerle kaydettim. İşte size bir tercümesi....
Herkesin birey olarak değeri olduğuna inanıyorum

Herkesin saygı ve şerefe layık olduğuna inanıyorum.

Önyargılı her düşünce ve hareketin zararlı olduğuna inanıyorum; eğer bunlar benim düşünce ve hareketlerim ise başkalarına olduğu gibi bana da zarar verirler.

Dolayısıyla bugünden başlayarak her gün düşüncelerimden ve hareketlerimden ön yargıyı yok etmeye çalışacağım..

Her fırsatta başkalarını ön yargılarından vazgeçirmeye

Herkesi saygı ve şerefle değerlendireceğime,

ve tüm bunların dünyayı daha güzel bir yer kılacağını bilerek hergün bu yeminime sadık kalmak için çalışacağım.

Tuesday, November 10, 2009

Sonbahar Çiçekleri...

Mutluluk bakmasını bilene her yerdedir....İşte parkta bir sabah yürüyüşünden Hera ile bulduklarımız, şimdi evdeler. İlk çiçekler Hera'nın çimenlerde buldukları, ikinciler ise benim...

Ama bunlar sevgili blog komşum kek ve kahve'ye....Beni harekete geçirdiğin için çok teşekkürler...

Saturday, October 10, 2009

Nefes Farkınladık Meditasyonu..

İşte benim en sık yaptığım meditasyon..Başlangıçta 10-15 dakika ideal süre olsa da, siz fırsat buldukça bir kaç dakikalığına da olsa denemeye çalışın. Sakinleşmek için bire bir...




Sandalyede veya bağdaş kurmuş olarak yerde, omurganız dik, rahat bir pozisyonda oturup gözlerinizi kapatın......Dikkatinizi içinize yöneltin ve nefes alıp vermenizin farkında olun...... Nefes alıp vermenizin süresini değiştirmeye çalışmayın, sadece şu anda olduğu biçimiyle farkında olun..... Siz farkında olmaya başladıkça, nefesiniz zaten doğal olarak değişecek ve daha derin nefes almaya başlayacaksınız......Vücudunuzdan içeri giren ve dışarı çıkan nefesi hissedin.......Karnınızın nefes aldıkça şiştiğini hissedin.......Sonrada nefes verdikçe indiğini.......Eğer aklınıza düşünceler üşüşmeye başlarsa ( ki mutlaka başlayacaktır) sadece farkına varın ve dikkatinizi tekrar nefesinize yönlendirin......Eğer düşüncelerin içinde kaybolduysanız, bunu fark ettiğiniz anda, kaybolmaktan kurtulursunuz......Basitçe, düşünceler gitmiş, siz nefesinize geri dönmüşsünüzdür..... Meditasyonu sonlandırmak için gözlerinizi açın ve ayağa kalkmadan evvel bir süre daha oturmaya devam edin....

Monday, October 5, 2009

Sonbahar







  • Serinleyen havaların

  • Sararıp düşen yaprakların

  • Sıcaklara göç eden kuşların

  • Satıcılarda kestanelerin

  • Pazarda narların

  • Sıcacık çayların

  • Yağmurdan sonra çıkıveren güneşin

  • Kışlıklardan çıkarılan kazakların

  • Tepenize düşüveren palamutların


  • Keyifli bir hüznün

  • Çorapların

  • Balıkçıda palamutların

  • Erken kararan akşamlarda yakılan mumların

  • Yeni başlangıçların

  • Akşamları sevgiliye daha bir sıkı sarılmaların

  • Şehri keşfetmeye başlamanın

  • Uzun yürüyüşlerin

  • Battaniyelerin

  • Televizyonda dizilerin yeni bölümlerinin

  • Parkta düşen yaprakları seyretmenin


Zamanı geldi artık...Keyfini çıkartmayı unutmuyorsunuz değil mi??

Friday, September 25, 2009

Sonunda geldi...

Ailemizin bu yeni ve minik ferdini ne kadar çok beklediğimizi daha önceden yazmıştım, ve ,işte Hera şimdi bizimle. Aslında geldiği 3 hafta kadar oluyor ama bazı sağlık sorunları vardı, dolayısıyla iyileşmeden burada sizlerle tanıştırmak istemedim...Tüm yavru köpekler gibi çok oyuncu ve yaramaz. İstedikleri ise maması ve suyu dışında sadece sevgi ama bol bol.. Hayat aslında onların gözünden bakınca ne kadar basit değil mi??


Friday, September 4, 2009

Yaz Bitti...

Evet yaz bitti..Yine İstanbul'dayız. 2,5 ay huzurlu maviliklerde yaşadıktan sonra, İstanbul'a alışmak insana zor geliyor. Ama İstanbul bu hemen insanın kanını kaynatmaya başlayıverir. Döndüğümüzden beri yerleşmeye çalışıyorum, keyifle çantalarımı açıp, yaz'ın anılarını buralara yerleştirmeye çalışıyorum. İşte harika 2009 yazından çantamdan çıkanlar ve aklımda kalanlar...ÇANTAMDAN ÇIKANLAR
  1. Litrelerce organik zeytinyağı
  2. Tabiki badem, kabuklu olanlar kış dekorasyonu için
  3. Yüzlerce fotoğraf
  4. Yeşil mandalina
  5. Nihat Abi'nin yeni kitabı
  6. Güneşte kurutulmuş domatesler, naneler, biberiyeler
  7. Sahilden toplanmış deniz kabukları, taşlar, camlar
  8. iki harika yağlı boya tablo
  9. Yeni favorim organik limon ve zencefilli marmelat
  10. Sonunda nihayet yeniden üretilen kara incir sirkesi

AKLIMDA KALANLAR

  1. Datça'nın mavi denizi
  2. Güneş altında kahkahalar
  3. Sevgili ile kumsalda uzun yürüyüşler
  4. Dalgaların sesi ile uyanılan sabahlar
  5. Dolunay geceleri sevgili ile çatıda içilen şaraplar
  6. Arkadaşlarla, dostlarla, aile ile yenen uzun akşam yemekleri
  7. Sahilde tembel zamanlar ve yanmalar
  8. Bodrum, Kuşadası, Fethiye ve çevresine yapılan kısa yolculuklar
  9. Hayat işte böyle geçmeli denilen anlar..
  10. Elde kitap, usulca uykuya yenik düşülen sıcak öğleden sonraları..

Sunday, August 23, 2009

Friday, August 21, 2009

Zevk mi, Mutluluk mu??

Sizinde zaman zaman mutluluğu zevk aldığınız anlarla karıştırdığınız oluyor mu? İnsanların çoğunun mutluluktansa zevk'e, keyif'e bağımlı olduğunu okuduğum bir yazıdan sonra, mutluluk kavramına daha başka bir gözle bakmaya başladım ben.


Bir şeyden zevk almak beraberinde ihtiyaç duymayı ve bir boşluğu doldurmayı getiriyor. Bağımlı olmadıkça bunda çok bir sorun yok ama mutluluk ne yazıkki zevk anlarının peşinde koşarak elde edilemiyor.


Mutluluk hayata karşı, günlerin getirdiği deneyimlere karşı açık olduğumuzda, iyi yada kötü her ne ile karşılaşıyorsak, onlara bağımlı olmadan tüm bu deneyimlerin üzerimizden akıp gitmesine izin vermekte yatmıyor mu sizce de???


Yazın son günlerinin keyfine varın ama mutlu olmayı da unutmayın....
Fotoğraf : Tim

Friday, July 31, 2009

Yolculuk

Aşağıdaki cümleleri kim söylemiş bilmiyorum ve bende biraz kötü tercüme ettim galiba ama ne olursa olsun ara sıra mola verip manzaranın tadını çıkarmayı ihmal etmeyin...

'Hayat yolunda ilerlerken, varacağınız noktaları iyi seçin ama oraya ulaşmak için acele etmeyin. Kısa yolları tercih etmeyip, biraz arka sokaklarda dolanıp, manzaranın tadını çıkartın. Unutmayın ki bu yolculuğunuzun değeri, varacağınız noktada değil, yolculuk sırasında olmayı başardığınız insanla ölçülür.'

Tuesday, July 21, 2009

Çiller


Küçükken çocuklar benimle 'çilli, çilli ' diyerek dalga geçerlerdi..
Nedenini anlamazdım...
Büyüdüm kozmetik dükkanlarına gittim, satıcılar ısrarla çillerimi geçireceğini garanti ettikleri kremleri bana satmaya çalıştılar.
Nedenini yine anlamadım..
Çünkü ben çillerime bayılıyorum.
Bir yerde okudum..
'Çilleri olmayan bir yüz, yıldızsız gökyüzüne benzer'
Ya sizin çilleriniz var mı??
Fotoğraf: flickr

Monday, July 13, 2009

Hayaller

Tarih tekerrürden ibaret diye bir söz vardır ya, bu galiba kendi tarihimiz içinde geçerli. İlkokula başladığım yıl en büyük hayalim bir bisiklete sahip olmaktı. Bütün bir yıl annemle babamın başının etini yedikten sonra, hepsi beş olan bir karne getirerek yaz tatilinde o zamanlarki en büyük hayalime ulaşmıştım. Sonrasında da hemen bisikletten düşerek ön dişimi kırmış ve uzun yıllar sürecek bir dişçi maratonuna başlamıştım ama o tamamen bambaşka bir konu..İşte şimdi aradan çok çok yıllar geçti ama şimdilerde yine aynı hayallerdeyim. Aynı Audrey gibi gelecekteki köpeğim Coco'yu önümeki sepete oturtup, oradan oraya pedallara basıp gidivermek istiyorum. Aslında şimdiki Ayşegül'ün işi yedi yaşındaki Ayşegül'e göre daha kolay. Kimselerin başının etini yemeden çarşıya gidip bir bisiklet alabilir ama şimdiki Ayşegül sadece bir bisiklet değil, bisikletli bir hayat istiyor. Çarşıya, pazara ya da dostlarını ziyarete bisikletle gitmek, arabayı sadece uzun yolculuklarda kullanmak istiyor..



Ama bildiğiniz gibi İstanbul bisiklet düşmanı bir kent, Datça ise biraz daha iyi ama bu sıcaklarda alışveriş için en az bir 10 km gitmek gerekiyor ki, maalesef Lance Armstrong değilim... Dolayısıyla hala hayallerdeyim... Ama her şey hayal etmekle başlarmış değil mi??? Bu sıcak yaz günlerinde siz nelerin hayallerini kuruyorsunuz??

Thursday, July 9, 2009

Dolunay

Bu hafta Datça'da kalabalık ve eğlenceli günler geçiriyoruz. Dün tüm günü kalabalık bir aile grubu ile Palamutbük plajında geçirdik. Tüm gün boyunca denize girildi, oyunlar oynandı, yenildi içildi, hatta ara ara gölgeliklere çekilinip kısa kısa şekerlemeler bile yapıldı.

Akşam yemeği için yine oradaydık..Deniz kıyısına kurulan uzun masamızda yemeğin ve sohbetin tadını çıkartırken, yaşadığımız güzel günün bize son bir hediyesi daha vardı: Dolunay...

Önce denizin tam üzerinde kırmızı kocaman bir top olarak göründü, sonra yavaş yavaş yükseldikçe rengi parlak bir sarıya dönmeye başladı. Siyah gökyüzünde ilerledikçe denizin üzerine düşen yansımaları nefes kesici idi. Etraftaki masalarda sesler hafiften kesilmeye başladığında anladım ki, dolunay'ın sihirli ışıkları herkesi en azından kısa bir süreliğine de olsa kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkartıyordu.

Sonra çok sevdiğim bir zen hikayesini hatırladım. Günün birinde bir zen ustasının küçücük kulübesine bir hırsız girmiş ancak çalacak hiç bir şey bulamamış. Tam gitmek üzereyken zen ustası hırsızı yakalamış. 'Beni ziyaret etmek için çok uzun yoldan geldin, elinin boş gitmesine izin veremem, hediye olarak üzerimdeki kıyafetleri al' diyerek hırsızın şaşkın bakışları arasında üstündeki herşeyi çıkartıp adama verivermiş. Sonrasında çıplak, kulübesinin önünde otururken, başını yukarı kaldırmış ve gökyüzündeki ay'ı görmüş. 'Zavallı adam' demiş, ' o'na bu güzel ay'ı verebilirdim.'

Tuesday, June 30, 2009

Datça günleri..

Önce gidiş hazırlıkları, sonrada buraya geldikten sonra yerleşme telaşı derken, blogumu bayağı ihmal etmiş görünüyorum, ama tabi bu demek değil ki hayatımın en güzel yılını yaşamaya devam etmiyorum..

Datça'ya küçük bir valiz kıyafet ama çantalar dolusu okunacak kitap, yazılacak, boyanacak defterler ve kafamda binbir tane proje ile geldim...Ama şimdilik hepsi duruyor. Önce büyük şehirdeki yaşamın yorduğu bedenimi ve ruhumu dinlendirmem lazım. Şimdilik hiç bir şey yapmadan sahil kenarında saatler geçiriyorum, sabahları dalgaların sesi ile uyanıp meditasyon yapmalıyım diyorum. Ama sonra zaten en güzel meditasyon anında olduğumu farkedip, kendimi denizin sesinin huzurlu gelgitlerine bırakıyorum..

Geldiğimden beri tek bir kitabı elimde evirip çeviriyorum. Muhteşem Anne Morrow Lindbergh'in 50 küsür yıl önce yazdığı küçücük kitabı. 'Gift From the Sea - Deniz'den Hediye' Kitabı aldığım 1999 yılından beri, her yaz en az bir kez okuduğum bir kitap. Yıllar içinde benim için adeta tatile başlangıç ritüeli haline geldi bu klasik kitabı okumak. Sonrasında onlarca kişisel - ruhsal gelişim kitabı okudum ama bu küçücük kitabın naif ve basit cümlelerle dolu sayfaları her zaman için en sevdiğim olarak kaldı.. Anne'in Sahil kenarında bulduğu deniz kabuklarında hayatının, hayatımın izlerini sürmeyi en güzel alışkanlıklarımdan biri haline getirdim...

Kitabın başlarında Anne'de benim gibi. Her gün solmuş hasır çantama kitaplar, temiz kağıtlar, uzun zamandır cevaplamayı ihmal ettiğim mektuplar ( e-mail'lerin olmadığı o güzel zamanlar), yeni açılmış kurşun kalemler, listeler ve iyi niyetleri doldurup deniz kenarına iniyorum diyor.. Ama sonra deniz kenarının büyülü huzuruna, yorgun bedenini ve huzursuz ruhunu teslim etmekten başka bir şey yapamıyor ilk hafta. Merak etmeyin diye ekliyor hemen arkasından... 'İkinci haftanın ilk günlerinden birinde, zihniniz uyanacak, yeniden hayata dönecek, yine onun bunun peşine takılıp sürüklenmeye, ve sahildeki dalgalar gibi oyun oynamaya başlayacak...' Sonrasında da deniz kenarında kimbilir ne hazineler bulacaksınız diye bitiriyor paragrafını..

Ben henüz daha ilk haftadayım, ikinci haftada bulunmaya başlaması olası hazinelerimi tabi ki sizlerle paylaşmaya devam edeceğim...

Friday, June 19, 2009

Nefes


'HAYAT ALDIĞIMIZ NEFESLERİN SAYISI İLE DEĞİL, NEFESİMİZİ KESEN ANLARIN SAYISI İLE ÖLÇÜLÜR '
Nefesinizi kesen anların bol olması dileği ile, iyi hafta sonları.....
Fotoğraf: Edie Ross

Wednesday, June 17, 2009

Korkular

'' Hayat bir akıştır. Hiç bir şeyi durduramazsınız. Öyleyse bir şeyden korkmanın manası nedir? Sadece anınızı yaşayın ve tadını çıkarabilecek ne var ise çıkarın. Korkularınız, tam anlamıyla yaşamanıza izin vermez, sizi geriye çeker. Hayatı, tutkularınızı yoğunluğu ile yaşamanıza izin vermez, sizi böler.''

Son dönemde bizde de kitapları sıkça çıkmaya başlayan Osho ya da diğer adıyla Bhagwan Shree Rajneesh çok tartışmalı bir kişilik. 1990 yılında ölmüş olmasına rağmen, zamanında onunla beraber hem Hindistan'da hem de Amerika'da yaşamış müritleri ile aşk ve nefret ilişkisi halen devam etmekte. Hakkında ne düşüneceğimi bilemesem de zaman zaman yazdıklarını okumak bana iyi geliyor.

Fotoğraf: Tayland 'dan

Saturday, June 13, 2009

Yaz

Bizim gibi okullar ile pek ilgisi olmayanlar için değil ama pek çoğumuz için yaz galiba okulların kapanması ile başlıyor. Yaz mevsimi başlayalı benim için bayağı oluyor ama yazısı şimdi yazılıyor ve bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde farkettim ki hayatımda her mevsimin farklı bir anlamı varmış. Sonbahar değişimin ve soğuk günlere hazırlığın mevsimiyken, kış evde geçirilen zamanların ve ruhumun sıcaklığın mevsimi. Sonrasında gelen ilkbahar yenilenmenin ve yepyeni olasılıklara açık olmanın mevsimi iken hemen arkasından en sevdiğim geliyor. YAZ.... Güneşin, yanık tenlerin, parmak arası terliklerin, denizin, oyun oynamanın, hayata daha bir pembe bakmanın, tatilin ve keyfin mevsimi..

Geçen haftalarda geçirdiğim diş operasyonu dolayısıyla evde tıkılıp kalmışken, her yeni yılın başında yaptığım yenilenme ve düzenlenme hareketlerini, aslında her mevsim başında da yapmam gerektiğine karar verdim. Her yeni mevsim geçişi ne de olsa geçmişe bakıp, gelecek planları yapmak ve hayatımda aslında nelerin önemli olduğunu yeniden hatırlamak için ideal zamanlardı. İşte yaz mevsimini karşılayışım:

1) temizlik: öncelikle doğal olarak işe evdeki dolaplar ile başlandı. Yazlıklar ortaya çıkartıldı, kışlıklar kaldırıldı, fazlalıklar atıldı, başkalarının işine yarayacaklar verildi. Sonra iş hayatın daha zor alanlarına geldi. Alışkanlıklarıma, ilişkilerime... Oralarda da yenilenme için yeni alanlara ihtiyaç vardı. İşe yaramayanların, beni engelleyenlerin gitmesine karar verildi.

2)canlanma:özellikle diş sorunları ile geçirilen bir dönem sonrası, hem fiziksel,hem duygusal hem de ruhsal yönden yepyeni bir mevsimin getirdiklerinden faydalanmak gerekti. Sevgili ile kısa kısa tatiller planlandı, okunacak kitaplar belirlendi, düzenli meditasyon yapma kararı bir kez daha verildi, uzun zamandır aranmayan arkadaşlar arandı, gidilmeyen yerlere gitme, denenmeyenleri denemeye karar verildi.

3)Düzenleme: Hayat nasıl daha basit yaşanır bir kez daha bakıldı. Dolaplar, çalışma masası düzenlendi, bilgisayardaki fazlalıklar atıldı. Buzdolabından dondurma eksik edilmemeye başlandı. Duvarlara yeni resimler asıldı, koltuklara renkli yastıklar konuldu. Evde ve ruhumda bir yaz havası estirilmeye başlandı..

4)Odaklanma: Yeni bir alana odaklanmaya karar verildi. Hayatıma pozitif değişiklikler getirecek yeni şeyler denemeye, yeni bir konuyu incelemeye, belki yeni bir hobi edinmeye başlamak için bundan daha güzel bir mevsim mi vardı??? İlk olarak uzun zamandır aklımda olan İngilizce blog yazılmaya başlandı, şimdide daha iyi fotoğraf çekmenin yolları üzerine kitaplar okunmaya başladı.

5)Hedefler: Yılbaşında konmuş hedefler yeniden gözden geçirildi. Çok da gerçekci olmayan bazıları yeniden düzenlendi, bir kaç tane yeni hedefin eklenmesine karar verildi. Başarılmış olanlar için kendime kocaman aferinler verildi.

Sunday, June 7, 2009

Hayal edin..

Yabancı bir şehirde son gününüz olduğunu hayal edin. Size yarım gün şehir turu yaptıracak, sonra da havaalanına bırakacak bir araba ile anlaşıyorsunuz. Bavulları arabaya yükleyip şehirde geçirilecek keyifli birkaç saate hazırlandıktan sonra, arabanın arkasına kurulup, manzaranın keyfini çıkartmaya başlıyorsunuz. Ama yaklaşık yarım saat sonra, farkediyorsunuz ki havaalanına yaklaşmak üzeresiniz. Şöfor tüm kızgınlığınıza, bağırmanıza, çağırmanıza karşı duyarsız. Televizyon’da o gün mutlaka seyretmesi gereken bir maç varmış. İyi de konuşsanız, kötü de konuşsanız farketmiyor, bir süre sonra havaalanının önünde bavullarınız ile beraber giden arabanın arkasından bakarken buluveriyorsunuz kendinizi. Şehirde geçirilecek güzel saatler yerine şimdi birden havaalanında öldürülecek uzun saatler beliriyor önünüzde. Yaşadığınız kızgınlığı ve hayal kırıklığını hayal edin…


Bir süre sonra kalkacak bir önceki uçakta boş yer olduğu ortaya çıkıyor. Burada bekleyeceğime bağlantı uçağımı Paris havaalanında beklerim diye düşünerek gönülsüzce de olsa uçağa biniyorsunuz. Saatler sonra Paris havaalanında bir sonraki uçağınızı beklerken, binmeniz gereken asıl uçağın yani AF 447’nin düştüğünü öğreniyorsunuz. Neler hissederdiniz??

Yukarıdaki hikayelerin benzerlerini her uçak kazasından sonra okuyoruz. Uyanamadığı için, arabası arıza yaptığı için, trafik sıkışık olduğu için düşen uçağı son anda kaçıran insanlar. AF 447’den sorumsuz şoförü sayesinde kurtulan ise Hırvat bir denizci. Bu ölçüde dramatik olmasa da aslında benzer olayları günlük hayatımızda da sürekli yaşıyoruz. Herşeyin kontrolümüz altında olduğu gibi bir yanılgı ile yaşarken, birden bir şeyler ters gidince sinirleniyoruz, kızıyoruz, öfkeleniyoruz. Kendimizi yiyip bitiriyor, çevremizdekileri hırpalıyoruz. Kontrolün elden gitmesi çoğu kez bizi çıldırtıyor.

Aslında olanlar ne iyi ne de kötü. Onu iyi yada kötü yapan bizim olaylara duygusal olarak verdiğimiz tepkiler. Tıpkı durakta otobüs bekleyen iki insandan birisi sakin sakin otururken, diğerinin sürekli saate bakarak otobüs geç kaldığı için kızgınlıkla söylenip, kendini strese sokması gibi. Aslında geç kalan aynı otobüstür, ama verilen tepkiler farklıdır.

Hayatın kendi içindeki doğal akışının değerini bilerek, olaylara verdiğimiz duygusal tepkilerin farkında olarak yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Onun akışına kendimizi bıraktığımızda aslında çoğu kez hayatın bize getirdikleri güzel sürprizlerdir. Farkındamısınız ???

Fotoğraf: the dcd empire / flickr

Tuesday, June 2, 2009

Ruhsal Form

Aşağıdaki satırları Tara Brack'ın San Francisco Zen Center'da yaptığı bir konuşmada duydum, inanılmaz sevdim ve hemen tercüme ettim...


EĞER güne kafein ya da mide ilacı almadan başlayabiliyorsanız,


EĞER ağrılarınızı sızılarınızı dikkate almayıp neşeli olabiliyorsanız,


EĞER sürekli şikayet ederek dertlerinizle insanları sıkmamayı becerebiliyorsanız,


EĞERsevdiğiniz insanlar size zaman ayıramayacak kadar meşgul olduğunda onları anlayabiliyorsanız,


EĞER bir şeyler yanlış gittiğinde, hiç suçunuz yokken, insanlar size yüklendiğimde, onları görmezden gelebiliyorsanız,


EĞER size yöneltilen suçlamalara ve eleştirilere gücenmiyorsanız,


EĞER dünyanızda yalana ve hileye yer yoksa,


EĞER stresinizi tıbbi yardım almadan yenebiliyorsanız,


EĞER alkol almadan rahatlıyabiliyorsanız,


EĞER ilaçların yardımı olmadan uyuyabiliyorsanız,






O zaman muhtemelen siz bir köpeksiniz:)))



İnsan olmak aslında çok zor değil mi??

Monday, June 1, 2009

Evren

'Evrenin kesinlikle geliştirebileceğiniz tek bir köşesi vardır ve o da sizsiniz..'

Aldoux Huxley



İYİ HAFTALAR....

Fotoğraf: Dali Sergisinden

Saturday, May 30, 2009

İçerken Meditasyon



Aşağıdaki meditasyonu alkolsüz içeceklerle yapmanız tavsiye ediliyor ama ne yalan söylemeli ben buz gibi bir kadeh beyaz şarap elimdeyken sanki daha iyi beceriyorum....


İçinde su, meyva suyu, kahve ya da çay olan bardağınıza uzanan elinizin farkına varın.......Eliniz, parmaklarınız bardağa dokunduğunda ne hissediyorsunuz??.... Sıcak mı, soğuk mu, ılık mı? yüzey pürüzsüz mü?......Bardağı elinize alıp tuttuğunuzdaki hislerinizi farkedin.....Ağırlığını hissedin......Bardağı tutarken parmaklarınızda, elinizde, kolunuzda kullandığınız kaslarınızı hissediyormusunuz?.....Hatta bardağı dudaklarınıza yaklaştırırken, ağzınızın sulanmaya başladığını bile hissedebilirsiniz......Bardak dudaklarınıza değdiğinde ne hissediyorsunuz?..... Sıcak, soğuk, ılık ya da pürüzsüz mü?......Yutmadan önce ağzınızın içindeki sıvının farkına varın......Tadını alın.....Sıvının boğazınızdan aşağı midenize doğru ilerlediğini hissedin......İçmeye devam edin.......İçtikçe tüm hareketlerinize, hislerinize farkındalığı getirin.....Şimdiki anın ve içkinizin tadını çıkarın.
Fotoğraf: flickr/konaboy

Thursday, May 28, 2009

Tatil...

Bazen aslında ihtiyacımız olan tek şey kısacık bir tatil...

Aslında çok da değil,

  1. şehirden kaçmak
  2. vapura binip rüzgara karşı oturmak
  3. martılara simit atmak
  4. günlük hayattan uzaklaşmak
  5. güneşi doya doya hissetmek
  6. faytona binmek
  7. elele amaçsızca sokaklarda dolaşmak
  8. hayaller kurmak
  9. fayton işletmeciliği hakkında uzun uzun bilgi almak
  10. sebebli sebebsiz gizlice öpüşmek
  11. denizi seyretmek
  12. zihni boşaltmak
  13. balık + bira
  14. enerji depolamak
  15. eski evlere hayran olmak
  16. derin derin nefes almak
  17. gevşemek, huzur bulmak
  18. kahverengi deniz analarından ürkmek
  19. yaşadığımız şehir için şükran duymak
  20. mutlu olmak

için gereken aslında sadece 6 saat....

Friday, May 22, 2009

Beklemek

Huzur içinde ellerimi kavuşturuyor ve bekliyorum
Rüzgara, gelgite ya da denize aldırmıyorum
Artık zamana yada kadere isyan etmiyorum
Bana ait olan bana gelecek çünkü.
John Burroughs

Wednesday, May 20, 2009

Mutluluk bir beceridir

Mutluluğun aslında kişisel becerilerimizden biri olduğunu düşünüyorum. Hayatımızı, çevremizi hangi renklerle algılıyorsak, o renkler siniyor tüm yaşadıklarımıza. Aslında iş çok para, yada başarılı olmaktan da geçmiyor. Nice zengin ,başarılı, mutlu olmak için herşeye sahip diye düşündüğümüz gözlerinin feri kaçmış insanların yanında, bir lokma bir hırka misali eviyle, ailesiyle, dostlarıyla sade hayatlar yaşayan mutlu yüzleri görebiliyormusunuz? Onları görebilme becerisine sahipmisiniz???

Mutlu olmak galiba, mutlu olma kararını almaktan geliyor. Yaşamımızdaki her şeye, herkese bizim(le) oldukları için teşekkür edip, şükran duymak ve tadını çıkarmak gerekiyor. Aslında ne kadar basit değil mi??

Mutlu olmak bir seçim, bir beceri.. Ruhumuzun hayata karşı duruşu.... Her beceride olduğu gibi üzerinde çalışılması gerekiyor. Üzerinde çalıştıkça ustalaşacağımız, ve bir süre sonra şartlar ne olursa olsun bizim ayrılmaz bir parçamız olacak bir beceri. Öyle ise neden yarın sabah yataktan kalkarken yüzünüze kocaman bir gülümseme kondurup, güne mutlu yaşama kararı ile başlamıyorsunuz. Bir süre sonra alışkanlık yapacaktır, şaşırmayın..
Fotoğraf: Akihiro Furuta

Sunday, May 17, 2009

Beagle Yavrusu Bekleniyor...

Kocaman mutluluklar bazen küçücük yüreklerde gizlidir. İşte bizde artık küçücük bir yürekteki kocaman mutluluğu paylaşmaya hazır hissediyoruz kendimizi. Eğer beğenirse adını hazırladık (coco), yatacağı yer hazır,evin hemen yakınında da kocaman bir parkı var, hatta sevgili ile uzun uzun yapılan karşılıklı görüşmeler sonucu koltukların üzerine çıkma izni bile koparıldı. Şimdi sadece gelip bizi bulmasını bekliyoruz.


Wednesday, May 13, 2009

Yürürken Meditasyon

Geleneksel olarak yürürken yapılan meditasyonlar çok ağır bir tempoda yapılır ama siz bunu istediğiniz hızda yapabilirsiniz. İsterseniz alışveriş yaparken olsun, isterseniz hızlı hızlı bir yere yetişirken, yada koşarken, her zaman olduğu gibi seçim sizin.......



Yürürken nefes alıp verişinizin farkına varın......Sonra dikkatinizi ayaklarınıza yöneltin......Ayaklarınızın yere bastığını hissedin......Önce topuklarınızın yere bastığını hissedebiliyormusunuz?.......Sonra ayağınızın orta kısmı.....En sonunda da bir sonraki adım için sizi ileriye doğru iten ayak parmaklarınızı?......Bedeninizin diğer kısımlarını hissedin...Her hangi bir yerde bir kasılma, ağrı yada acı hissediyormusunuz?...... Ya da tamamen rahat ve huzurlu musunuz?.......İçinizdeki bir başka bedenin varlığını ve oradaki canlılığı hissedebiliyormusunuz?....Etrafınızdaki sesleri duyuyormusunuz? trafik, konuşmalar, kuşlar..........Yüzünüzde ve teninizde dolaşan rüzgarı hissedebiliyormusunuz?..... Sert mi esiyor, yoksa hafifçe dokunup geçiyormu?......Havadaki ısıyı hissedin...... Teninizdeki sıcaklığı yada soğuğu.... Etrafınızdaki şeylerin farkına varın.....Ağaçlar, binalar, insanlar, arabalar, bisikletliler..... Etrafınızdaki kokuların farkına varın...Çiçekler, ağaçlar, toprak, arabaların egzosu yada lokantalardan gelen yemek kokuları.... Düşüncelerinizin içinde kaybolduğunuzu farkettiğiniz an, yeniden dikkatinizi bedeninizin hareketlerine yöneltin....Nefes almanız, tüm diğer algıladıklarınız.....Hiçbir zaman tam olarak şimdide olmadığınız için, belkide bu yoldan etrafta neler olduğunu farketmeden binlerce kez geçmişsinizdir......Ancak şimdi bu yaptığınız yürüyüş şimdiki an'da olmak için bir fırsat olacaktır.


fotoğraf: uncommonmuse


Monday, May 11, 2009

Zenginlik

Yeni Zellanda'nın yerlileri Maroi'lere göre bir elma ağacının tek bir elma yerine pek çok elma vermesi doğadaki sonsuz zenginliği gösterirmiş. Ve evinin önünde meyva ağacı olan insan da zengin kabul edilirmiş.

İşte bizimde zenginliğimizin fotoğrafı:

Bu arada çok sevdiğim bir Maroi inanışı daha: İnsan hayatındaki bütün sorunları, düşüncelerin yarattığını ve sorunlarında kemikleri etkilediğine inanıyorlar ve anladığım dertli olan kemiklerde et tutamıyor. Maroi'lere göre zayıf insanlarda bütün dertlerini kemiklerinde biriktirenler, onlara negatif bir ifade olan mini hayaletler diyorlar.

Şimdi anladım ki, 2009'u hayatımın en güzel yılı yapmak için yola çıktığımdan beri ısrarla almaya devam ettiğim kilolar meğerse mutluluğumun işaretleriymiş. Yaşasın Maroi'ler.....

Saturday, May 2, 2009

Ruhu Doyuran Kitaplar (3) - Tanrılar Okulu


..Düşünce çok güçlüdür, düşünüş yazgıdır. Varoluş bizim buluşumuzdur ve bu yüzden sadece bize bağlıdır. Bu dünyadaki yaşantı bir TANRILAR OKULUDUR.
diye yazmış Stefano E. D'Anna. Zor bir kitaptı, zorlu ve uzun bir okuma süresi oldu. Kitabın gizli kahramanı Dremar ile çıkılan yolculuk yalınlığı ile çoğu kez sendeletti, sesinin tonu rahatsız etti ama her bir satırına değdi. Uzun bir okuma maratonuna hazırsanız, kesinlikle derim.
- ....Kendini çürümekten sakınmak için yüreğinde, yetersizlik bilincini, çatışmalarını, kendine acımanı ve seni bağımlı, korkuyla dolu, şüpheci ve mutsuz kılan ipnotik uykunu kesinlikle yenmen gerekir....
- ....İnanmak ve görmek bir ve özdeştir, ama birbirlerinden zaman etkeniyle ayrılan bunları, insanlar farklı şeyler gibi algılayıp inanmak için görene dek beklerler. Istırap çekmek ve acı duymak, insanlığın bu yanıltıcı aralığı doldurmasının tek çaresidir...
- ....Kişinin duygusal durumları, aslında görünür hale geçip, başa gelmek için zamanını ve yerini arayan olaylardır....

Friday, May 1, 2009

Hayatı Basitleştirmek için 12 Zen Kuralı


Avustralya'dan Leonie ve Guam'dan Leo Babauto çok severek takip ettiğim blogcular. Bu kez Leo hayatımızı basitleştirmemiz için gereken 12 zen kuralını yazmış, Leoni resimlemiş, ve Ayşegül'de tercüme etmiş...
  1. Her sabah yerine getireceğiniz en önemli üç görevinizi tanımlayın.
  2. Sadece yaptığınız işe konsantre olun.
  3. Gelen kutusunda bekleyenlerin sayısı sıfır olsun.
  4. E-mail lerinize günde sadece bir kez bakın ve cevaplayın
  5. Her gün 5-10 dakika spor yapın
  6. Çalışırken dışarı ile bağlantınızı kesin.
  7. Çalışma masanızdaki fazlalıkları atın.
  8. Evinize her gün 15 dakika ayırın. Temizleyin ve fazlalıkları atın.
  9. E-mail'lerinizi 5 cümle ile sınırlandırın, kendinizi daha iyi ve kısa ifade etmeyi öğrenin
  10. Yapılması mutlak gerekenler listenizde yer almayan taleplere hayır deyin
  11. Hergün taze sebze ve meyve yiyin..
  12. Her sabah belli bir rutini takip edin.

Thursday, April 23, 2009

Dönüş Notları..

Süresi ne kadar uzun ya da kısa olursa olsun, her seyahat dönüşü etrafıma bambaşka gözlerle bakmaya başlıyorum. İlk bir kaç gün farklı şeyler görüp, farklı şeyler hissettikten sonra, her şey olağan renklerine ve hallerine bürünüp gidiveriyor.

Bu seferde öyle oldu. Deliksiz bir uykudan uyanıp yolların tozunu ve yorgunluğunu atmış bir beden ve ruh ile sokağa çıktığım ilk anda saçlarımda dolaşan güneşi hissettim, sonra rüzgar hafiften okşayıverdi onları. Kendimi şanslı hissettim.


Sonra arabaya bindim. Hava sıcaktı. Üzerimdeki hırkayı çıkartıp pencereleri sonuna kadar açtım. Güneş yüzümü kollarımı yaktı, rüzgar ona serinliği ile cevap verdi. Üstümde başımda haylazca bir oyuna başlayıverdiler. Araba dahada hızlandıkça rüzgar sanki beni kızdırmak istercesine saçlarımı yüzüme gözüme yapıştırmaya başladı. Ona kızmak ne kelime, kendimi önce mutlu sonrada şanslı hissettim.


Alışveriş merkezinin yürüyen merdivenlerinde önümde elele duran bir çift gülüşüyordu. Kız, ' hadi bugünde pizza yiyelim ' dedi ve sevgilisinin dudaklarına bir öpücük konduruverdi. O sırada yanımızdan geçen kadına takıldı gözüm. Su yeşili kısa şifon elbisesi, siyah topuklu ayakkabıları ile hızlı hızlı yürüyordu. Şifon elbisesinin etekleri ise onun hareketleriyle sağa sola kaygısızca uçuşuveriyordu. Tüm bunlar etrafımda olduğu için kendimi şanslı hissettim.


Mağazalar ve insanlar yeni mevsime hazırdılar. Pembeler, beyazlar, uçuşan maviler, cıvıl cıvıl yeşiller her yandaydı. Okul formasının üzerine giydiği pembe hırkası ile bir genç kız geçti önümden, hemen arkasından da koşar adımlarla işe yetişmeye çalışan bir delikanlı. Koyu renk takım elbisesinin içinde yeşil gömleği ve fıstık yeşili kravatı ile ne kadar da göz alıcıydı. Bu mevsim galiba birde kırmızı pardesüler modaydı. Hayatımdaki renklerin bolluğuna şükran duydum ve galiba ilk kez giydiklerimizle, takıp takıştırdıklarımızla kendimizi, bireyselliğimizi ne kadar çok ifade edebildiğimizi fark ettim. Ben niye koyu kahverengiler giymiştim ki....


Sonra karşıdan gelen türbanlı bir kadın görünce nedendir bilinmez irkildim, sanki ilk kez görüyormuşcasına şaşırdım. Anlayamadım, ama tüm bu renklerin içinde farklı bir renkle kendini ifade edebildiği için mutludur her halde diye düşündüm.


Bu arada bilmeyenler için yazayım ben İran'dan döndüm.....


Fotoğraf: İran'lı sanatçı Mahmoud Farshchian'ın bir tablosundan


İran seyahatinin detayları bir kaç gün içinde mavilimon'da...

Friday, April 10, 2009

Seyahat

Tahminen iki yıldır başucu kitabım olan A New Earth (Türkçesi: Var Olmanın Gücü) te Eckhart Tolle seyahat ile ilgili şunları yazıyor.

'Çoğu insan, etraflarını saran dünyanın belli belirsiz farkındadır; özellikle de çevreleri kendilerine tanıdık geliyorsa. Zihinlerindeki ses, dikkatlerinin büyük bölümünü meşgul eder. Bazı insanlar, yolculuk yaptıklarında ve yeni yerlere ya da yabancı ülkelere gittiklerinde daha uyanık olurlar, çünkü böyle zamanlarda algıları bilinçlerini düşüncelerinden daha çok kullanır. Daha fazla şimdide olurlar.'
Şimdi Eckhart'ı dinlememek olmaz. Bana 10 gün müsade. İran'da ve şimdide olacağım. Dönüşte gezinin dış detayları mavilimon'da, iç detaylar ise burada..

Monday, April 6, 2009

BU SIRALAR

taze naneli yeşil çay içmek
günlüğüme yazı yazmak
sabahları güneş ışığı ile uyanmak
taze çiçekler satın almak
yeni bir kitaba başlamak
akşam saatlerinde mumlar yakmak
evi / masamı düzenlemek
sevdiklerime sarılmak
beyaz şarap içmek
kitapçılarda dolaşmak
yavru bir köpeği sevmek
yeni bir yeri keşfetmek
lavanta kokusu
yeni bir şey öğrenmek
resim sergilerine gitmek
eski Fransızca şarkılar dinlemek
sokak köpekleri ile konuşmak
sevgili ile elele uzun yürüyüşler yapmak
çiçek fotoğrafları çekmek
pencereleri gün içinde açık bırakmak
ince kıyafetler giymeye başlamak
vapura binip Eminönü’ne geçmek
elimde sepet pazara çıkmak
renkli fularlar takmak
arabanın sun roof’unu açmak
Body Shop’ın ‘cassis rose’ kokusuna bulanmak
kahve yanında limonlu cheese cake
yolculuk hazırlıkları yapmak
yastıklık harika kumaşlar bulmak
dostlarım olduğunu bilmek

BENİ MUTLU EDİYOR….

Thursday, April 2, 2009

Büyümek..

Bugünkü küçük çevirim batıda özellikle Fransa'da oldukça çok tanınan Hintli guru Svami Prajnanpad'dan...


Büyümek bugün olduğunuz yerden daha ileri gitmektir.

Kendiniz olun,

Taklit etmeyin

Hayallerinize ulaşmış gibi davranmayın

Ve işin kolayına kaçmayın

Sadece büyümeye çalışın....

Sunday, March 29, 2009

2009 hedeflerim..


2009'un ilk üç ayını bitirmeye yaklaştığımız şu günlerde, yılın ilk günlerinde kendinize koyduğunuz hedefler ne durumda? Yoksa aldığınız kararları hatırlamıyormusunuz bile? Benimkilerde şimdilik pek bir gelişme yok...


2009'u hayatımın en güzel yılı yapmak için çıktığım yolculukta, yaşadığım her an'ı farkında olarak yaşamaya çalışıyorum. Geçmişe hüzünlenmeyi bir süre önce bıraktım, ama gelecekten beklentilerimi ya da endişelerimi henüz daha dizginleyemiyorum. Dolayısıyla bu yılın başında kendime koyduğum ve 2009 defterime tek tek kaydettiğim hedefler ve istekler başta an'ı yaşamakla çelişiyor gibi gelse de, aslında yaşamak istediğim hayat için bana bir çeşit harita görevi görüyorlar. Kendimi kötü hissettiğim, kaybolduğum günler o haritaya bakmak, beni yine yerli yerine oturtuyor.


Kim yapmış, nasıl yapmış bilmiyorum ama yapılan bir araştırmaya göre insanların %52'si yıl başında aldıkları kararları gerçekleştireceklerinden emin olurken, yıl sonunda kendilerine koydukları hedefleri gerçekleştirenlerin oranı ise sadece %12 imiş. Erkeklerde başarı oranı net ve ölçülebilir hedefler koyduklarında %22, kadınlarda ise eşe, dosta, arkadaşlara, aile'ye duyurulduğunda %10 daha artıyormuş.


Her neyse işte ilk 3 aylık bilançom:


  • 17 : hedef sayısı

  • 1: gerçekleşti

  • 1: birkaç haftaya tamamdır

  • 7: gayet iyi gidiyor

  • 2: üzerinde kesinlikle çalışmam gerekiyor

  • 5: şimdilik sadece üzerlerinde düşünüyor, hayal kuruyor, ön çalışmalarını yapıyorum.

  • 1: kesinlikle vahim durumda.

Buradan eşe dosta ilan edeyim belki bir faydası olur. Son sıradaki hedefim, yılbaşındaki 70 olan kilomu, sağlıklı beslenerek, spor yaparak ve kesinlikle diet yapmayarak yıllar boyunca standart kilom olan 63'e indirmekti. Ama her ne halse şu anda tam 72 kiloyum!!!!

Fotoğraf: Van - Akdamar adası

Wednesday, March 25, 2009

Kış'dan Bahar'a

Bir tomurcuğun içine sıkışıp kalmanın, çiçek açmanın riskinden daha acı verici olduğu o gün işte geldi. - Anais Nin

Günlerdir tomurcuğumun içinden kafamı uzatıp uzatıp bakıyorum, bahar gelmiş mi diye. Bazen güneşe aldanıyorum, bazen de üşüyüp hemen içeri kaçıyorum.

Kış ayları içime döndüğüm aylardır. Bir battaniyenin altında, elimde sıcacık bir bardak çay, hemen yanımda da kitaplarımla otururken, dışarıdaki soğuk hava, karanlık ve kısacık günler beni yavaş yavaş kendi içime doğru huzurlu bir yolculuğa çıkarır. İşte o aylarda düşünürüm, tartarım,hayal kurarım, kimi zamanda acımasızca yargılarım. Ama hepsinden önemlisi ruhumu besler ve biriktirmeye başlarım.

Bu kış da, mumların yandığı, hafif tarçınlı tütsü kokularının evin her tarafında dolandığı akşamlarda, dışarda yağan yağmurun sesiyle, camlara vuran görüntüsüyle uzun yolculuklara çıktım. Kiminde çok tanıdık bildik görüntülerle karşılaştım, kiminde ise yabancı ve çoğu kezde anlamlandıramadığım.

Bu ayların dinlendirici rehavetine kapılmış giderken, bir gün eve koca bir demet nergislerle dönüverdim. İşte o zaman fark ettim ki, artık çiçeklenip dışarı açılmanın, resmen kışı bitirmenin zamanı gelmiş.

Uzun zamandır hayal edilmiş ve artık yollarına düşme zamanı gelmiş bir ülke, yazılacak yazılar, aranacak arkadaşlar, ilkbahar güneşinin altında geçirilecek aylak saatler, ağaçlardaki çiçekler, sokaklardaki yavru kediler, gökyüzünde yavaş yavaş uçuşan beyaz bulutlar, yeni kokular, yeni tatlar, yeni heyecanlar, ve 'an' lar hepsi beni bekliyor.

Ve artık resmen ilan ediyorum: BENİM BAHARIM GELDİ.....

Monday, March 16, 2009

Pembe'nin peşinde....

Ruhum daha tam kış mevsiminin keyiflerini yaşayamadan, sindiremeden, bahar gelmeye başladı. Hala bembeyaz karlı bir günün hayalini kurmaya devam etsem de, pembe'nin peşine düştüm.

Keri Smith, http://www.kerismith.com/ da yazılarını ve eserlerini sürekli takip ettiğim, çok farklı bir duruşu olan Kanadalı bir sanatçı. En sevdiğim çalışmaları, kimi zaman sokaktan, kimi zaman da evinin herhangi bir odasından topladığı ilgili ilgisiz bir dolu nesne ile yaptığı kolajlar.

İşte bende Keri Smith'den aldığım ilhamla yağmurlu bir günde, evden postaneye gidiş geliş toplam 20 dakika süresince pembe'nin peşine düştüm.

İlk beş dakika neredeyse hiç pembe renk göremedim. Ancak bir süre sonra konsantre olunca, zihnimdeki sürekli zıpır zıpır zıplayan maymunları sakinleştirince, hepsi birer birer ortaya çıkmaya başladılar. Topladıklarımdan bende yukarıdaki foto kolajı yaptım. Alel acele halledilip hemen eve dönülmesi gereken bir işte bir anda keyifli bir avcılığa dönüştü.

Sanırım bir süre daha bu foto kolaj çalışmalarına farklı renkler, farklı objelerle devam edeceğim. Algılarımı keskinleştirip, an'da olup, farkında olmayı öğretiyor bana..

Saturday, March 14, 2009

Hayatı dolu dolu yaşamak için 10 İpucu

Yıllardır iflah olmaz bir not alıcıyımdır. Renkli kalemlerim ve küçük defterlerim çantamın ayrılmaz parçalarıdır ve içinde bir damlacık bile olsa bilgelik kokan ve ruhuma iyi gelen her satırı keyifle not ederim. İşte bir zamanlar yeşil bir kalem ile not aldığım ipuçları...




  1. Mutluluk bir seçimdir. Bu seçimi bugün ve hergün yap

  2. Sağlıklı olmak Tanrı'nın bir armağanı değildir. Sürekli geliştirmen gereken bir alışkanlıktır.

  3. Doğa ile hep ilişkide ol. Ruhunu besleyecektir.

  4. Neler yememen gerektiğinden çok, neler yemen gerektiğini düşün.

  5. Ruhunu besle. O içindeki kuvvetin kaynağıdır.

  6. Sağlıklı ve formda bir beden yeterli değildir. Gerçek form ruh sağlığı ile de ilgilidir.

  7. Kendine gül, çünkü komiksin

  8. Kendine güven. İçgüdülerin ender olarak yanlış çıkar.

  9. Hayallerine giden yolda ilk adımı atmak için asla geç kalmış değilsin

  10. Her neye dikkatini verirsen, o gelişecektir.

Thursday, March 12, 2009

Gülümse....


Dün çok hoş bir araştırmadan haberim oldu. Düşüncelerimizin, ruh halimizin hayatımızı şekillendirdiğini burada sık sık yazıyorum. Bu konu ile ilgili olarak düşüncelerimizin bedenimizde fizyolojik değişiklikler yarattığını kanıtlayan pek çok araştırma da yapılmış. Hani çok verilen bir örnekle anlatmak gerekirse, sarı sulu bir limonu düşündüğümüzde otomatik olarak ağzımız sulanır ya işte o tarz fizyolojik değişimler.


Hepimizin bildiği gibi mutlu olduğumuz zamanlar, suratımıza kocaman bir gülüş kondurmak ne kadar kolaydır değil mi? İşte San Fransisco'daki California Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre bunun terside doğruymuş. Kendimizi kötü, mutsuz hissettiğimiz zamanlarda, zorlamayla da olsa suratımızın tam ortasına oturtacağımız bir gülümseme bir süre sonra fizyolojik olarakta kendimizi mutlu hissetmemizi sağlıyormuş.


Ben denedim, gerçekten işe yarıyor. Evet durduk yerde sırıtmaya başlamak başlarda bir hayli aptalca gelse de, ısrarla sürdürün, bir süre sonra içinizde bir şeylerin kıpırdadığını hissetmeye başlayacaksınız. Ve hoşgeldin mutluluk. Aslında mutlu olmak galiba çok kolay ve hemen yanı başımızda ama nedense biz onu hep Kaf Dağı'nın tepesinde aramaya devam ediyoruz.


Umarım bu kısa yazımı okuduktan sonra gülümsemeyi ve mutlu olmayı ihmal etmezsiniz.

Wednesday, March 4, 2009

Ruhu doyuran kitaplar (2) - Ye, Dua et, Sev


Kötü bir çeviriye ve basım hatalarına katlanabilirim derseniz, Elizabeth Gilbert'in kötü bir boşanma sonrası İtalya, Hindistan ve Bali'de çıktığı ruhsal yolculuklar sizinde ruhunuza iyi gelebilir derim. Özellikle Bali kısmını okuduktan sonra, şimdi birde Bali'ye gidip bir kaç ay orada yaşamak gibi bir hayalim oldu.
' ...İnsanların evrensel olarak mutluluğun bir şans olduğunu, talihin yeterince iyiyse bulutların arasından açan güneş gibi ortaya çıkacağını düşünmeye meyilli olduğunu söylerdi. Ama mutluluk böyle oluşmuyor. Mutluluk insanın çabalarının bir sonucu. Onun için savaşırsın, uğraşırsın, ısrar edersin ve bazen onu ararken tüm dünyayı dolaşırsın. Sana sunulan nimetlerin ortaya çıkmasında aslında seninde yorulmadan çabalaman gerekir. Ve bir kez mutluluğa ulaştığında ipleri gevşek bırakmamalısın. O mutluluk içinde suyun üzerinde kalmak için sonsuza kadar yukarıya doğru yüzmen gerekir. Bunu yapmazsan içindeki tatmin duygusu yavaşça kaybolur gider. Kendini kötü hissederken dua etmak kolaydır ama kriz bittikten sonra bile dua etmeye devam etmek bir mühürleme işlemi gibidir. Ruhunun eriştiği güzelliklere tutunmasını sağlar....'

Sunday, March 1, 2009

Mutluluk nedir ?


ya da ne değildir?


Pozitif psikolojinin babası kabul edilen Martin Seligman bu konuda oldukça kapsamlı bir araştırma yapmış. Çıkan sonuçlar çok tanıdık ve her daim hatırlanmaya değer.


Önce mutluluk ne değildir?


1) para - yaşam için gerekli minimumlar karşılandıktan sonraki extra her tutar sadece geçici bir süre doyum sağlar.


2)fiziksel çekicilik, gençlik - hayattan aldığımız doyum, tat ve takdir yıllarla birlikte artar


3)sağlık - tamamen kişiye bağlı bir konu. Kendinizi ne kadar sağlıklı hissederseniz o kadar mutlusunuz. 18 yaşında hastalık hastası olmakta var, 80'inde teşhiş edilmiş bir dolu hastalıkla bomba gibi olmakta.


4)eğitim - bazen hayat okulundan daha iyi diplomalarla mezun olunuyor.


5)iklim - hani o her daim güneşli sahil kasabalarına kaçıp gitme hayalleri var ya, işte onlarda işe yaramıyormuş.


6)ırk, cinsiyet - hepsi birbirinin aynı yok aslında birbirimizden farkımız..


Peki mutluluğa giden yollar nerelerden geçiyor ?


1)inanç - dini inanışları kuvvetli insanlar başlarına gelen negatif olaylar karşısında biraz daha sağlam durabiliyor, daha mutlu olabiliyorlarmış.


2) ilişkiler - evlilerin %40'ı mutlu iken, bu oran bekarlar ve boşanmışlar arasında sadece %20


3)Çocuklar - mutlu, sağlıklı ve güvende ve ana babaya düşkün olanları


4)Sosyal çevre - paylaştığınız, konuşabildiğiniz, dertleşebildiğiniz arkadaşlar

Monday, February 23, 2009

Meditasyon ve Dua

Son dönemlerde okuduğum kitaplar arasında, bir cümle uzun zamandır aklıma takıldı kaldı. Dua etmek Tanrı ile konuşma isteğiyken, meditasyon ona kulak verme arzusudur.

Hayatımda çok uzunca bir dönem hep Tanrı ile konuşarak geçti. Aslında bu döneme daha çok sızlanma yada sürekli bir şeyler isteme dönemi demek daha doğru olur. Çocukluğumdan beri herhalde sayısız kez ondan bundan şikayet etmiş, Tanrım neden hep bunlar benim başıma geliyor diye isyan etmiş vede şu anda aklıma bile gelmeyen kimbilir neler neler istemişimdir.


Sonra zamanla büyüdüm, insan ilişkilerinde dinlemenin önemini öğrendim. Karşımdaki insanı dinlediğim ölçüde öğrendim, anladım, sevdim yada sevmedim. İlişkilerimde zaman kazandım, kayıplarımı azaltıp, kazanımlarımı arttırdım.


Ama Tanrı'yı dinlemem gerektiği, ilişkimizi tek taraflı bir sağırlar diyaloğundan çıkarmam gerektiğini öğrenmem çok daha sonraları oldu. Onunla konuşmak her zaman için çok kolayken, dinlemeyi öğrenmek çaba gerektiriyordu. Dinlemek için ise Onu en kolay bulabileceğimiz yere, kendi içimdeki sessizliğe ulaşabilmem gerekiyordu. Zihnimdeki binlerce sesi susturup, kalbimin sesini duyabildiğim kısacık anlarda ise dualarımın karşılığını hep aldım.


Dinlemeyi öğrendiğiniz anda aslında Onunla anlaşabilmekte çok kolay. Bazen kısacık bir evet diyor, bazen ise daha zamanı değil. Hayır lafı ise daha hiç ağzından çıkmadı, sadece bu sefer O bana bir soru soruyor. Gerçekten istediğin bu mu??


Fotoğraf: Salvador Dali sergisinden

Friday, February 20, 2009

Ruhu Doyuran Kitaplar: Dewey


İnsanlar bildiğiniz gibi iki gruba ayrılırlar, kediseverler ve köpekseverler. Hiçbirini sevmeyenleri ise tamamen kategori dışıdır ama oda ayrı bir konu...
İtiraf ederimki ben sıkı bir köpekseverimdir..Kedilerin huyunu suyunu çok bilmem, elime aldığımda nasıl tutacağımı şaşırırım. Ama Kütüphane kedisi Dewey'in resmini kitapçıda görünce kesinlikle kalbimi çaldı. Okuması rahat keyifli bir kitap, Yazarı ve Dewey'in sahibi Vicki Myron bakın Dewey'den neler öğrenmiş.
-Yerini Bul
-Sahip olduklarınla mutlu ol
-Herkese iyi davran
-İyi bir yaşam sür
-Hayat maddesel şeyler demek değildir, sevgidir
-Hiçbir zaman sevginin gelmesini bekleme