Thursday, July 9, 2009

Dolunay

Bu hafta Datça'da kalabalık ve eğlenceli günler geçiriyoruz. Dün tüm günü kalabalık bir aile grubu ile Palamutbük plajında geçirdik. Tüm gün boyunca denize girildi, oyunlar oynandı, yenildi içildi, hatta ara ara gölgeliklere çekilinip kısa kısa şekerlemeler bile yapıldı.

Akşam yemeği için yine oradaydık..Deniz kıyısına kurulan uzun masamızda yemeğin ve sohbetin tadını çıkartırken, yaşadığımız güzel günün bize son bir hediyesi daha vardı: Dolunay...

Önce denizin tam üzerinde kırmızı kocaman bir top olarak göründü, sonra yavaş yavaş yükseldikçe rengi parlak bir sarıya dönmeye başladı. Siyah gökyüzünde ilerledikçe denizin üzerine düşen yansımaları nefes kesici idi. Etraftaki masalarda sesler hafiften kesilmeye başladığında anladım ki, dolunay'ın sihirli ışıkları herkesi en azından kısa bir süreliğine de olsa kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkartıyordu.

Sonra çok sevdiğim bir zen hikayesini hatırladım. Günün birinde bir zen ustasının küçücük kulübesine bir hırsız girmiş ancak çalacak hiç bir şey bulamamış. Tam gitmek üzereyken zen ustası hırsızı yakalamış. 'Beni ziyaret etmek için çok uzun yoldan geldin, elinin boş gitmesine izin veremem, hediye olarak üzerimdeki kıyafetleri al' diyerek hırsızın şaşkın bakışları arasında üstündeki herşeyi çıkartıp adama verivermiş. Sonrasında çıplak, kulübesinin önünde otururken, başını yukarı kaldırmış ve gökyüzündeki ay'ı görmüş. 'Zavallı adam' demiş, ' o'na bu güzel ay'ı verebilirdim.'

2 comments:

serpil said...

Ayşe hanım merhaba

sizin yazılarınızı zevkle okuyorum. Geçen sene Datça'ya gitme durumum olunca çok sevinmiştim. Sizin çok güzel anlattığınız ve bu kadar zamandır gidemediğim yeri görecektim. Gideceğim yer Palamutbükü bir arkadaşın evi idi. Datça yolu çok güzel di.Ama Datça'ya girdiğimde hayal kırıklığı yaşadım. Ben bir kasaba gibi yer beklerken beton binalarla dolu bir şehirle karşılaştım.Ve çok üzüldüm.Datça burası mı dedim.Palamutbükü çok güzel bir yerdi.Sahili sakinliği çok güzeldi. Merak ettiğim sizin bulunduğunuz yer neresi..ben sadece merkezi gördüğüm için yanılmış olabilirim..sevgiyle kalın

Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu/ Behçet said...

Merhaba Serpil Hanım,
Datça merkez beton binaları ile gerçekten pek de hoş bir yer değildir. Datça olarak kurulan ilk yer aslında eski Datçadır, ki orası taş evleri ile halen hoş bir köydür ancak denizden uzaktır. Bende DAtça merkezin 10 km kadar uzağındayım, ama burasını tüm Datça yarımadası olarak değerlendirirseniz daha çok seversiniz sanıyorum. Bu sene Türkçe bloglarıma değil ama İngilizce blogum turquoise diaries'e yarımada'dan bayağı bir fotoğraf koydum. Onlarada bakarsanız sevinirim..
Sevgiler