Tuesday, January 20, 2009

Merhamet

Başkalarının mutlu olmasını istiyorsanız merhamet edin, mutlu olmak istiyorsanız merhamet edin.- Dalai Lama

Bu sabah kalktığımda havadaki pırıl pırıl güneş, bugünün harika olacağını müjdeler gibiydi. Kış günlerinde güneşin apayrı bir yeri vardır zaten benim için. Giyindim, hafif bir makyaj yaptım, kocama sıkı sıkı sarıldıktan sonra onu yolcu ettim, koca bir tabak müsli yedim. Öğle yemeği için karşıda uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla buluşacaktım. Mutluydum, keyifliydim. Yaşadığım an ve o anda bulunduğum yer için hayata şükranlarımı sundum.

Hayatta beni ödüllendirmekte gecikmedi. Daha apartmanın kapısından çıkmadan sokaktan gelen bir akordeon sesi beni sarıp sarmalayıp ruhumu daha da bir hafifletti.Bahçedeki kedi ile yanyana kıpırdamadan, an’ın büyüsünü bozmaktan korkarak, şarkının bitmesini bekledik. Şarkı tanıdık geldi ama çıkaramadım. İnsanı hayatı dolu dolu yaşamaya çağıran harika bir melodiydi ve o anda önemli olan da oydu.



Akordeoncuya teşekkür ettim, ellerinize sağlık dedim ve ufak bir bahşiş verdim. Yola çıktığımda köprü yolu her zaman olduğu gibi tıkalıydı, ama ne gam, trafik tamamen dursa bile umurumda olmayacaktı. Radyodan gelen müzik, ve beni sıcacık ısıtan güneş, o an sadece onlar vardı. Bir süre sonra güneşe, gözlüklerin ardından bakmaya bile dayanamadım, kaldırıp attım.

Görünüşte herşey harikaydı ama zaman zaman içime dönüp baktığımda, garip bir hüzünün büyümekte olduğunu farkettim ve bir süre sonra hafiften tadım kaçmaya başladı. Neler oluyor böyle bana diye düşündüm, bulamadım. Hüzün ise orada durmaya devam etti.

Eğer farkında olursanız, insana meditasyon yapmak için büyük imkanlar sağlayan İstanbul trafiği sağ olsun, önce nefesime odaklandım sonrada hüzünün yerleştiği karın bölgemin arka taraflarına. Her nefes verişimde bir parçasını koparıp atmaya çalışırken birden ne olduğunu anladım.Benim içim neşeyle dolup taşarken, akordeoncuyla göz göze geldiğimizde, onun gözlerinde gördüğüm bıkkınlık, belkide kızgınlıktı içimdeki hüzün.O an üzerinde hiç durmamıştım ama o benim içime gelip yerleşmişti işte..

Kimbilir neler oluyor hayatında diye düşündüm. Ekonomik sıkıntılar almış başını gidiyordu, pek çok insanın evine ekmek götürmekte çok zorlandığı günlerdeydik. Belkide umarsız bir hastalık vardı ailesinde, tahmin etmekten vede yardım etmekten öylesine uzaktım ki.. Kendi mutluluğumdan utanır hale geldim.

Dönüp yine nefesime odaklandım, düzelmeye çalıştım ama bu sefer işe yaramıyordu. Sonra uzun uzun okuyup, dinlediğim halde anlamını gerçekten kavrayamadığım bir çalışma geldi aklıma. Tüm dinlerde ve Budizm’de yaşayan tüm varlıklara merhamet göstermek huzura, mutluluğa, aydınlanmaya, özgürleşmeye giden en önemli yollardan biridir. Önerilen çalışma ise, her sabah evden çıktığımızda rast gele seçtiğimiz 10 kişiye, o an her ne sorunları olursa olsun, içimizden iyi bir gün geçirmelerini dilemekti.

Zaman zaman, aklıma geldikçe uyguladığım bir çalışma olsa da, o ana kadar üzerinde çok fazla kafa yormamıştım, hatta anlamsız bile gelmişti. Ama işte bugün içime dönüp, akordiyoncunun gözlerini yeniden bulduğumda onlara gerçekten baktım ve anladım. Sonrada her ne olursa olsun bugün akşam eve, gözlerinde yumuşak bir ışık ve dudaklarında hafiften bir tebessümle dönmesini yürekten diledim. Farklı bir boyutta birbirimize dokunduğumuz, bir olduğumuz, bir andı, ve bir farklılık yarattığıma inandım. O ana kadar yaptığım çalışmalarda kimseye yüreğimin gözleriyle bakmayı becerememiştim.Sonrasında içimde çöreklenen hüzün yavaş yavaş çözülmeye, dağılmaya başladı. Baktım ki bu işi becerdim, sonrasında o hızla 9 kişiye daha keyifli bir gün geçirmelerini diledim.

Sonra ne mi oldu? Hayatta beni renk renk balonlarla ödüllendirdi. Arabamı otoparkta park etmeye çalışırken, baktım ki hemen yanıma bir araba daha park etmeye çalışıyor. Veeee, sadece sürücü koltuğu hariç arabanın içi tamamen renk renk balonlarla doluydu. Var mı böyle güzel bir görüntü… Bonkörlüğüm üzerinde olsa gerek, benim şaşkın bakışlarıma, utangaç bir gülüşle karşılık veren sürücüye de harika bir gün geçirmesini diledim. Oldu 11 kişi.


Harika fotoğraf flickr-kolouker'den - Ona da harika bir gün diliyorum :))

4 comments:

Kek ve Kahve said...

sevgili ayşegül yazın çok güzel.
hamilelik dönemim bugüne kadar yaşadığım hayatın en güzel en mutlu en dingin en sakin en huzurlu aylarıydı. Ve hormanlar sağolsun, merhametimi öylesine zirvelere taşımıştı ki, gördüğüm her çocuklu bebekli anne ve babya bakıp içinden onlara uzun sağlıklı mutlu bir yaşam mırıldanıyor, mırıldandıkça gözlerim nemleniyor ama içim daha da haifliyordu. bilmediğim bir öğretiyi uyguluyormuşum meğer. bugün sağa sola işe eve bebeğe yetişeceğim diye gözüm hiçbir şey görmezken, birden o günlere o hislere döndürdün beni.teşekkür ederim.

La Loba said...

Çok hoş bir gün olmuş senin için. Farklı duygulara sürüklenen ama birbiriyle bağlantılı olaylar.

Brajeshwari said...

Meditasyonu hayata taşımak,hayatı meditsyon gibi yaşamak bu işte..Sevgiyle ödülendirerek, başka bir boyutta hayatlarına dokunmak..

Blogunuzu yeni keşfettim. Çok keyif almaktayim..:)

Ümit said...

Blogunuzu birkaç gün önce tesadüfen keşfettim. Yazılarınızın bir kısmını okudum. Bu yazı gibi çok beğendiklerim oldu...sadece bunu bilmenizi istedim.
Sevgiler...