Bu hafta Datça'da kalabalık ve eğlenceli günler geçiriyoruz. Dün tüm günü kalabalık bir aile grubu ile Palamutbük plajında geçirdik. Tüm gün boyunca denize girildi, oyunlar oynandı, yenildi içildi, hatta ara ara gölgeliklere çekilinip kısa kısa şekerlemeler bile yapıldı.
Akşam yemeği için yine oradaydık..Deniz kıyısına kurulan uzun masamızda yemeğin ve sohbetin tadını çıkartırken, yaşadığımız güzel günün bize son bir hediyesi daha vardı: Dolunay...
.jpg)
Önce denizin tam üzerinde kırmızı kocaman bir top olarak göründü, sonra yavaş yavaş yükseldikçe rengi parlak bir sarıya dönmeye başladı. Siyah gökyüzünde ilerledikçe denizin üzerine düşen yansımaları nefes kesici idi. Etraftaki masalarda sesler hafiften kesilmeye başladığında anladım ki, dolunay'ın sihirli ışıkları herkesi en azından kısa bir süreliğine de olsa kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkartıyordu.
Sonra çok sevdiğim bir zen hikayesini hatırladım. Günün birinde bir zen ustasının küçücük kulübesine bir hırsız girmiş ancak çalacak hiç bir şey bulamamış. Tam gitmek üzereyken zen ustası hırsızı yakalamış. 'Beni ziyaret etmek için çok uzun yoldan geldin, elinin boş gitmesine izin veremem, hediye olarak üzerimdeki kıyafetleri al' diyerek hırsızın şaşkın bakışları arasında üstündeki herşeyi çıkartıp adama verivermiş. Sonrasında çıplak, kulübesinin önünde otururken, başını yukarı kaldırmış ve gökyüzündeki ay'ı görmüş. 'Zavallı adam' demiş, ' o'na bu güzel ay'ı verebilirdim.'